Ömer Hayyam Ve Max Stirner

Dünyayı değiştirme ya da onu herhangi bir sisteme entegre etme isteminde bulunmaksızın dostlarla var olma hazzı Hayyam’da güçlüdür; melankoli onun hayal kırıklığını, başkaldırısını ve acıyı geride bırakma istemini simgeler. 
Hayyam ne tam bir hazcıdır ne de acıda eriyip gider. Hayyam’da her iki öğenin de mevcut olduğunu ve her ikisinin de aynı güçte olduklarını kaydetmek gerekir. 
“Tanrısız” gizemcilik düşüncesi Hayyam’ı anlamakta tam yerinde bir yöntemdir.
Sınır-Terim bağlamında hem Hayyam'ı hem Stiner'i benzer çizgilerde görmek mümkün.
Sınır-ötesinde, başka deyimle sözcük-realizminin yıkılmasıyla yasaklar ve buyruklar gibi kavramlar da keyfi olma özelliklerini yitirir.
İçi boş olan abstraktalar sınır-ötesini yasakladıklarından Hayyam ve Stirner tarafından boş inanç olarak reddedilirler. 
Kavramlar mantığa dayandırılarak gerçeğe uygulanır oysa yaşantının kendisi mantıksal değildir. Dolayısıyla yaşanılmış olan dolaylı olarak dile getirilirken, ondan ancak bir zerre aktarılabilir. Yaşantının dünyası kavramların ve realitenin dünyasından ayrıdır.

***
Ömer Hayyam Ve Max Stirner (II)
Stirner, şimdiye dek mistik bağlamda çok ender incelenmiştir; aslında her türden ideolojik akımların Stirner’e ilgi duydukları ve onu kendi dünya görüşleri çerçevesinde inceledikleri gözlemlenmektedir. Mistik bağlamdaysa konuyu biraz daha etraflıca ele alan kişi dil eleştirmeni Mauthner’dir.
Stirner tıpkı Hayyam gibi düşüncelerini mantık üzerine kurmasına karşın, son aşamada mantığı mantıkla ölüme götürür. Aynı zamanda Hayyam, Stirner’ den farklı olarak, şüpheci-mistik yanını mantıkla birleştirmeye çalışır; bunu Hayyam’ın şiirlerinde apaçık görebiliyoruz. Stirner’se mantığın ötesini görmekle yetinip, ikisini birleştirme çabasını ardıllarına bırakır. (Nietzsche vb)
Yaratıcı Hiç sınır-yaşantıda bilinmeyen, bilinmez duyguyla başlar. Bir başka deyimle: “Dünyevi olmayan ve dünyevi ötesi” alanda insan yeni yaşantılar duyumsayıp yaratabilir. Stirner-felsefesinde Ben’i şekillendiren egoizm sözcük realizminin yıkılmasıyla başlayan sınır-yaşantılarda Ben’in çözülmesine neden olabilir; bunu Stirner, kendini tüketen geçici, hiçleyici ve ölümlü yaratıcı olarak anlar. Stirner, gündelik dünyayı mutlak yadsıyan bir gizemci değildir ama aynı zamanda tinsel Biricik’i dünyevi varoluşa da indirgemez. Dünyayı ve dünyevi olanı yadsımaz. Ve “hakikate”, Tanrıya ulaşma zahmetinde bulunmaz, Tanrının bir parçası da olmak istemez. O, hakikattir, hakikatin kendisidir, Tanrıdır.
Dünya ifade edilemez ama yaşanabilir. Bu, Hayyam’ın ve Stirner’in son tümcesi olarak algılanabilir.

  • Yorum yapmak için lütfen üye olunuz!!!